Sabun Köpüğü İle Atmaca Avı

16/8/2006 (Kategori: Belirtilmemiş)

BU , UZUN BİR SÜRECİN HİKAYESİDİR.

Hikaye ,sabun köpüğü ile başlar ve bıldırcın kızartma ile biter.Uzun ve otantik bir öyküdür. (Sayfanın sonunda kısa ,ekonomik ve teknik yol var :))) 

 (  Mustafa Türkoğlu nun katkılarıyla. )

Şanlı Atmaca


Sabun Köpüğü İle Atmaca Avı Hikayesi

1-DANABURNU

Eğer bıldırcını seviyorsan , bıldırcın yakalamak için atmaca gerekir. Ancak , ne yazık ki, atmaca bakkallarda satılmaz. Eğer atmaca edinmek istiyorsan ,  bakkaldan  bir adet sabun alarak işe başlayabilirsin.

Bu sabunu alıp araziye çıkarsın.(Göçmen kuşların otoyolu olan ÇORUH VADİSİ 'ne)

Danaburnu isimli hayvancık toprak altında yaşar ve zaman zaman yeryüzüne çıkar..Onun yeryüzüne çıkış  deliklerini arayıp , bulduğun deliklere , elini yıkar gibi yapıp elde ettiğin sabun köpüğünü akıtırsın. Zavallı danaburnunun gözleri sabun köpüğünden yanar ve can havliyle kendini dışarı atar. Hemen yakalayıp emniyetli bir yere koymalısın.

 

2-HACO KUŞU


Haco kuşu ( çekirge kuşu) , serçeye benzeyen; Rize ve Artvin ‘in ilçeleri olan Hopa ,  Arhavi , Fındıklı , Ardeşen , Pazar ilçelerinde yaşayan  bir kuştur ve  danaburnu böceğini çok sever. Atmaca da hacoyu çok sever.

 

 

 

 

 

3- HAÇO KUŞUNU YAKALAMAK İÇİN TUZAK


Haco kuşunun danaburnunu görebileceği bir alanda , ahşap tercihan  fındık dalından yukarıdaki şemadaki gibi bir tuzak hazırlamalı ve bu tuzağın içine danaburnunu bağlamalısın. Danaburnu bağlı olduğu ipin izin verdiği ölçüde tuzağın içinde dolaşır. Danaburnunu gören haco onu avlamak için bu tuzağa düşecektir. Eğer başarılı olmak istiyorsan, birkaç haço kuşu yakalamalısın. Çünkü  , haço kuşu marifetli olmalıdır. Çünkü ileride bir çubuğun üzerinde uçarak tur atarken , kanatları iyi parıltı yapmalıdır.

 

 


 Eskiden tuzaklar ahşaptan tercihan fındık çubuğu ile yapılırdı. Teknoloji buraya kadar girdi. Sac kapak ve demir telinden tuzak yapmışlar. Kültürlerin yozlaşmasına tuzaklı bir örnek.

 

4-İŞLEMLER

Tuttuğun bu haco kuşu için birkaç işlem gerekli
:                               

Öncelikle haçoya bir  gözlük yapmalısın. Bu gözlük deriden olmalı ve kuşun gözlerine takıldığında , onun gökyüzünü görmesine engel olmalı. Çünkü haço  atmaca avında yem olarak kullanılırken atmacayı görürse korkudan bayılır ve  atmaca da onu göremez.

Gözlük onun gökyüzünü  ve atmacayı görmesini engellemelidir.

 

 

 

 

 


Bundan sonra ,   100 cm uzunluğunda bir ip ile bileklerinden deri bir halkaya bağlı olarak ince bir fındık çubuğu üzerine haçoyu bağlamalısın. 

Haço ,  bu çubuğun üzerinde   daireler çizerek uçabilmeli ve tekrar çubuğa konabilmeli. Bu konuda  antrenmanlar yaparak onu alıştırmalısın.

Öyle ki antrenmanlar sonunda o kadar rahat uçabilmeli ki ,  çubuk üzerinde uçarken parıldamalı.

 

 

 

5-HAZIRLIKLAR

 



Bu süreç bittikten sonra , atmaca avlamak amacıyla, ağustos, eylül aylarında, göçmen kuşların otoyolu olan ÇORUH VADİSİ bölgesinde  bir tepe bulmalısın.

Bu tepede çok yüksek bir ağaç bulup, bu ağacın üstüne yaşayabileceğin bir yer yapmalısın. Takriben 1-1,5 m2 alan yeter sanırım.

Buraya yiyeceğini, içeceğini, gece yatmak için gerekli şeyleri ve teknoloji ürünü radyo, pilli bilgisayar, eğer elektrik çekebilirsen televizyon v.s.götürebilirsin.

 

Bunlara ilave olarak , atmacayı avlamak için takriben  5m2 alanında bir ağ germelisin.

Bu ağın yatay çubuğu ağaca sabitlenmiştir.Dikey çubuk ise zayıfça tutturulmuştur. Atmaca hızla bu ağa çarptığında , üst çubuk yerinden kurtulacak  ve atmaca ağa düşecektir..

 

 









6- ATMACA AVI



Sonra ağın yanı başında atmacaları beklemeye başlarsın. Uzakta bir atmaca gördüğünde (sakın doğan ile karıştırma) çubuğu kaldırıp oynatırsın. Haço kuşu daireler çizerek ayağına bağlı iple uçmaya başlar. Bir süre sonra çubuğa konmak ister. Yeniden çubuğu oynatarak kuşu uçurmalısın. Haço atmacayı göremez çünkü gözündeki gözlük gökyüzünü görmesini engellemektedir. Eğer atmacayı görürse korkudan bayılacaktır..

 











Daireler çizerek uçan  ve parıldayan haçoyu gören atmaca   , körfez savaşındaki uçaklar gibi  hedefe kilitlenir ve, hedefe doğru pikeye başlar. Artık o kadar hızlıdır ki istese de duramaz. O hızla yaklaşan atmacayı avlamak artık senin ustalığına kalmıştır.

 

Ve , atmaca  pike yaparak kuşa doğru inmeye başlar ......

7-GÖZÜNÜ AÇ

Öyle bir an gelir ki , atmaca ağa yaklaşmıştır ve artık istese de duramaz. İşte o anda  haço kuşunu  çekersin (çünkü haço sana yine lazım) .

Atmaca geliş hızıyla ağa çarpar !!!

 Ve ağı yukarıdan zayıfça tutan çubuk yerinden çıkar ve atmaca ağın içine girmiştir.

8- ELİNİ ÇABUK TUT

Eğer atmaca haçoyu yakaladıysa onun elinden almaya çalışırsın. Bu durumda üçlü bir mücadele vardır. Atmaca hem canını kurtarmaya hem de haço yu yemeye çalışırken , haço sadece canını düşünmektedir. Sen ise hem atmacayı ve hem de haçoyu canlı kurtarmaya çalışırsın.

Bu şekilde bir veya birkaç ve çeşitli kalitelerde atmacayı avlama süreci bitince bu defa bu atmacalara bakma , onları eğitme   ve ÖVÜNME süreci başlar.

9-EĞİTİM VE ÖVÜNME

Atmacanın bakımı çok zor ve pahalıdır. Her gün bir yumurta ister , et ister.  Etin en iyi yerini tercih eder .

Sen ise ingiliz külot pantolonunu giyersin  ve atmacanı koluna oturtup köyde, kasabada gururla dolaşırsın. Çünkü en iyi atmaca senin atmacandır.

Evdeki karı çalışır , sen köyde hava atarsın.

 


 

 

Ne mutlu bir hayat..

10- BURAYA DİKKAT... MEKAN ÖNEMLİ

Atmacayı barındırmak için özel bir mekan öneriyorum .Çünkü atmaca dışkısını yaparken öne doğru eğilir ve dışkıyı fırlatır.

Mermi hızıyla yatay olarak giden bu dışkı duvara çarpar ve yapışır. Artık onu temizlemek çok zordur. Eğer bir duvarı sıvamak istersen , birkaç atmacayı yan yana dizersin ve onlar bir süre içinde bu duvarı dışkı ile sıvayabilirler.

11-EĞİTİM

 

Birkaç hafta boyunca ince ve yaklaşık 70-100 mt uzunluğunda ince bir ipe ayaklarından bağlanan atmacayı bıldırcın avlama denemelerine çıkarırsın.

Bir süre sonra buna alışır.

 

 

12-BILDIRCIN AVI

Mevsiminde atmacanı  alır ve ava çıkarsın. Bıldırcınlar , avcıyı görüp , çalılıklar içinden havalandığında, elindeki atmacayı bıldırcına doğru fırlatırsın. Bıldırcın atmacayı görünce korkudan siner. Atmaca bir gün önceden aç bırakıldığı için , bıldırcını yakalar ve üzerine çöker.

Daha önceden atmacanın ayağına küçül bir çıngırak takılmıştır.Atmaca hareketi esnasında bu çıngırak öter ve bu ses sayesinde atmaca bulunur  ve yetişip bıldırcını atmacanın elinden alırsın.

Eğer alamazsan ve atmaca bıldırcını yerse ,acıkıncaya kadar beklemen lazım.

Çünkü büyük avcı atmaca bile aç değilse avlanmaz.

Bu şekilde yaklaşık 100 gr gelen bıldırcınları avlamak için 150 kg eti atmacaya yedirirsin . İnek etini , yumurtaları yani sermayeyi kurtarmak için yaklaşık 1000-1500 bıldırcın avlamak gerekir.

 Haa, bu arada , av sonunda  en son yakalanan bıldırcın , işin raconu olarak atmacaya bırakılır.

13-EKONOMİK ÇÖZÜM

Eğer   sabun köpüğü ile atmaca avı sana zor geliyorsa , bu geleneğe pek önem vermeyen bazı karadenizliler yeni bir teknoloji geliştirdi. Onu dene : Bir cep teybine bıldırcın seslerini kaydet. Mevsiminde uygun yerlerde bu teybi çalıştırırsan , sesi duyan bıldırcınlar , arkadaşları var zannedip ağa düşeceklerdir

 




 

Lazlar İstanbul'da da atmaca avına başladı. 

Kilyos'ta bakkal CANCA boş zamanlarında bakkalık yapıyor. Diğer zamanlarda Kilyos, Uskumruköy, Demirciköy ve Zekeriyaköy'ü hallaç pamuğu gibi atıyor.

Eğer bu makaleyi iyi okuduysanız, uzun bir süreç sonunda atmaca yetiştirip onunla bıldırcın avlamak ile , kasete bıldırcın sesi kaydedip bıldırcınları kandırarak avlamak arasındaki fark ne ise, aşağıdaki iki ev arasındaki fark ta o...

eski  ( ilkel) karadeniz evi                     modern karadeniz evi


Eskiden böyle ev yapan dedelerin biz torunları nasıl olup ta böyle çapaçul bir anlayışı modernlik olarak anlıyoruz? Doğrusu bunu değme sosyologlar dahi çözemeyecek herhalde.
 

 

99 Pencereli Ev

16/8/2006 (Kategori: mimari)

Araklı Trabzon

 

 

1983 yılında , "bir duyum üzerine "  Trabzon civarında 99 pencereli evi aramaya başladım. Her bulduğuma sordum. Buna KTÜ Mimarlık Fakültesi de dahil.. Bir gün , bir iş için gittiğim Araklı'da yemek yerken garsona sordum:

-Delikanlı , buralarda 99 pencereli bir ev varmış.Biliyormusun?

-Abi , bizim köyden daha yukarıda biryerlerde olacak...

Bu cevap üzerine , işimizi biraz erteleyip , garsonun tarifine göre Büyükdere'den yukarı doğru sora sora , geçmiş zaman ,  yanılmıyorsam 30 km çıktık..Sonunda bilen birilerini bulduk. Tarif üzerine yoldan sola saptık ve bir tepeye doğru çıktık , yol bitti. Arabayı parkedip yürümeye başladık. Yaz mevsimi , yağmur sonrası güneşli pırıl pırıl ir hava vardı .

Yaklaşık 150 mt yürüyüp zirveyi aşınca önümüze muhteşem bir manzara çıktı. İşte bu resimdeki ev. Kagir Ahşap muhteşem bir konak...

Bu görünen cephe kuzey tarafıdır.Arkasına dolaştık , iki yaşlı kadın güneşe kendilerini vermişler oturuyorlar.

Çook tatlı bir sohbet.

Kadınlardan biri 102 , diğeri 104 yaşındaymış.(yıl 1984) Zor yürüyorlar.Evin bir odasında yaşıyorlar , koca konak bomboş , sahipsiz ve harap.

Sonra evin hikayesini sorduk.

Bu ev kadınlardan birinin gelin olarak gelmesi için yapılmış.

Kız babası , evlilik için 99 pencereli ev yapılmasını şart koşmuş. Nişanlılık döneminde bu ev 99 pencereli olarak Arhavi'li ustalarca yapılmış. Üst katta 4 büyük oda , her odada taş ocak ve taş banyo var.Diğer her yer ahşap

Pencereleri ben de saydım , Necdet C Demirci de ( Trabzon telekom'da mühendis) , Atila Bayındır da.. (Trabzon Bayındırlık Müdürlüğü)

Evet gerçekten de 99 pencere var.

Neyse ev bitmiş , gelin eve gelmiş...

Ama görümce kız kalmış. Tüm yakınlarını kaybetmişler.Aileden sadece ikisi sağ kalmış.

Komşu evlerin yardımı ile bir odada yaşamaya çalışıyorlardı.

Biz oradan ayrılmak üzere iken , yakın komşu teyze geldi..Kimin geldiğini merak etmiş.

Biz de ona sorduk "Bak , bu ev bu ninenin gelin olması için yapılmış" diye sorduk , emin olmak ister gibi , gelin ısrarla" bu ev benim gelin gelmem için yapıldı" diye övünmeye devam ederken , görümce de gülerek onu tasdik ediyordu.

Komşu teyze de ısrarla  yiyecek birşeyler vermek için bizi evine davet ediyordu ve sözlerinin arasına da aslında kendi evinin daha güzel olduğunu ilave edip bizi kışkırtıyordu.

Bunun üzerine 100 mt çay bahçesini katetip diğer teyzenin evine gittik. Onun hikayesi yok , 80 yaşındaydı , çoluğu çocuğu varmış ama o gün yalnızdı.

Aynı ustalar bu evi de yapmışlar..

Daha mütevazi bir ev ama ahşap işlemeler  muhteşemdi doğrusu.Bu teyze de kendi evinin daha güzel olduğunu bize bütün detayı ile anlattı.

Ama ne yazık ki pencereleri 99 adet değildi ve evlilik hediyesi değildi bu ev.

Plansız yaptığımız bu geziyi erken bitirmek zorunda kaldık.

Sanki bir rüya gibi ama , gerçek.

 

Not:

Bu hikayeyi 1996 dan beri internette yayınlıyorum.2005 Aralık ayında  Haşimoğulları ailesinin bir üyesi beni arayarak , bu hikayenin doğru olmadığını , anlatıldığı şekilde , bu evde böyle yaşlı kadınların yaşamadığını söyleyip , hikayeyi yayınlamamı durdurmamı istedi. ben de kendisine , bu olayın yaşanmış bir olay olduğunu ve yanımda mak Müh Necdet C Demirci ve İnş Müh Atilla Bayındır'ın olduğunu.Bu kişilerin de Trabzon'da yaşadığını , kendileri ile görüşüp , eğer onlar beni yalanlarsa , yayını durduracağımı söyledim. Ancak herhangi bir gelişme olmadı. Erkan İnce

Denizi kara , karayı para yapan adam : EKREM ORHON

16/8/2006 (Kategori: Siyaset)

EKREM ORHON

1911 yılında Rize Derepazarı-Bürücek Köyünde dünyaya gelen Ekrem Orhon ilk ve Orta okulu Rize’de okudu. Robert kolejini bitirerek mühendis oldu. Amerika’da İllinois Üniversitesini 1936 yılında bitirerek, İnşaat Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu.
1963 yılında Rize Belediye Başkanı seçilerek, 1973 yılına kadar bu görevi yürüttü. 12 Eylül 1980 ihtilali ve harekatından sonra tekrar Belediye Başkanlığına getirildi. Belediye Başkanlığı görevini sürdürürken 9 Ağustos 1983 yılında hakkın rahmetine kavuştu
.

 

Ekrem Orhon , Karayolları Bölge Müdürü iken , Rize'lilerden gelen talepler üzerine belediye başkanı seçilir. Kısa bir süre sonra ağır bir hastalık geçirir ve yurt dışında tadavi olur. Bu esnada çok ağırdır ve neredeyse kendisinden ümit kesilmiştir.

 

Binlerce kilometre uzaktaki belediye başkanları için rizeliler o gece tüm Rize camilerinde hatim indirirler ve dua ederler.

Ertesi gün Ekrem Orhon yurt dışındaki hastanede birdenbire iyileşir. Memleketine döndüğünde , rizelilerin yaptıklarını öğrenir ve çok duygulanır.

 

Bundan sonra hayatını Rize'ye adayacağını çevresindekilere bildirir.

gerçekten de öyle olur. 60 lı yıllarda Ekrem Orhon ve Rize ismi yanyana anılmaktadır.

 

Ekrem Orhon , şehir alanının yetersiz olduğunu ,.Rize'nin gelişmesindeki en büyük engelin bu olduğunu düşünmektedir. Keşke bu büyük adam o yıllarda bu düşüncesinin ne kadar yanlış olduğunu görebilseydi. Çünkü bugün artık apaçık meydandadır ki , dolgu alanına yapılan rize , kimliksiz , şahsiyetsiz bir beton yığınından ibaret iken , şehrin orijinal dokusu İsciçre köylerini andıran bir standarttadır.

 

Ekrem Orhon bu düşüncesini hayata geçirmek için , Amerika'daki okul arkadaşlarındaki , çevresindeki nüfuzu kullanarak , o yıllarda Türkiye'nin hiçbir kurumunda bulunmayan büyüklükteki makinaları ve kamyonları Rize'ye getirir.

 

Denizi dolduracaktır ama , belediye meclisinden bu kararı geçirmekte zorlanır.

Herkes onunla alay etmektedir.

Uyyy hiç deniz dolar mi daaaa :))

 

Neyse i kerhen bir karar çıkar ama , Ekrem Orhon , kimsenin kendisine inanmadığının farkındadır.

Bu inançsızlıkla başarısız olabileceğini de görmüştür.

 

HERKES İSKELEYE GELSUN DAAAA...

 

Bir gün belediye hoparlöründen bir anons yapılır.

Anons son derece sadedir:  HERKES İSKELEDE TOPLANSIN !!

Bu ilginç anonsu duyan merakla iskeleye koşar.

Bir de bakarlar ki , belediye başkanı  iskelede bir yukarı bir aşağı hışımla dolaşmaktadır.

 

-Ula başkan , nedur bu , neden çağurdun bizi ...

- Bekleyun ulan kopeliler. ( kopeli aslında köpek yavrusu demektir)

Neyse , iskele epeyce kalabalıklaşır.

Başkan , bir işaretle bir mavnayı iskeleye çektirir. ( Mavna : motorsuz tekne )

Olay daha ilginç hale gelmiştir , kalabalık artar.

Ekrem Orhon , yeterli kalabalık toplanınca , bir işaret verir ve ileride bekleyen taş yüklü dev kamyonlardan biri hareket eder ve iskeleye gelir.

Ekrem Orhon , kamyona bizzat manevra yaptırarak , kamyondaki taşı mavna'ya boşalttırır.

Olay giderek daha ilginç hale gelmektedir.

Kalabalık artat.

Ekrem Orhon bir işaret daha çakar , ikinci dev kamyon da gelip taşları mavnaya boşaldır.

Sağdan soldan sesler yükselir:

-Ula başkan , ne edeyisun?

-Siz karışmayun kopeliler...

Neyse kamyonlar bir iki derken mavna yavaş yavaş suya gömülmeye başlar.

 

-Ula başkan , batacak ula ne edeyisun...

-Karışmayun ulan kopeliler..

-Ula batacak ula...

-Karışmayun ula..

-Ula batayi....

Derken son bir kamyonla mavna su alır ve batar.

Ekrem orhon ahaliye seslenir:

-Ey Rize'liler , deniz dolgusuna başladım !!!

 

Bu ironik başlangıç günlerce rizede konuşulur. Üzerinde mütaalalar yapılır. İnanan vardır , inanmayan vardır.

Büyük zorluklarla deniz doldurulmaktadır ama iğne ile kuyu kazar gibi.

Ankara'dan destek yoktur.

Ekrem Orhon kendi kıt kaynakları ile başbaşadır.

 

Bir süre sonra , dolgu alanı için imar planı yaptırır.

Rize ileri gelenleri bunu alayla karşılarlar:

-Ula başkan , saa helal olsun , denizi parselleyup satayisun...

 

Başkan uzun süren bu dolgu çalışmasının ortalarında rizelilerin desteğini kaybetmeye başlar.

 

Rize merkezindeki yerleşikler gururludur. En yakın köylerdeki insanlara dahi köylü muamelesi yapmaktadırlar. Köylüler de şehirlinin bu tavrına içerlemektedir.

 

Ekrem Orhon bu çelişkiyi de paraya çevirmenin yolunu bulur.

Köylüleri ikna eder : denizdeki bu yerleri alın , size 10 kat imar , rizelinin önüne apartmanları dikeceksiniz.

Siz olacaksınız şehirli , yalı apartmanı sahibi , onlar  arkada kalacaklar.

Bu fikir tutar ve Ekrem Orhon denizden parsel satarak bu dolguyu tamamlar.

 

 

 

Bugün Rize nüfusunun büyük bölümü dolgu alandaki apartmanlarda yaşamaktadır.

 

Rizeyi gören yabancılar , bir yandan doğanın muhteşemliğine hayran kalmakta , bir yandan da bu güzel doğada bu beton yığınlarının hanki akıl ile yapıldığına şaşıp kalmaktadırlar.

 

Rize türkiyenin en uzun kordonunu elde etmiştir ( 15 km) Yüksek yüksek apartmanları da vardır ama , Zümrüt Rize'nin zümrütü çizilmiştir artık..

 

Bu hikaye Rize'de yaşadığım yıllarda dinlediğim hikayedir.

Bu hikayede aksayan taraflar olması mümkündür.

Bazı yanlışlıklar da olabilir. Çünkü sonuçta halktan dinlediğim şeyleri derledim.

Ama Ekrem Orhon'u bizzat tanıdım.

1981 yılında Çaykur önünde inşa ettiğim Atatürk Anıtı açılışı esnasında zamanın genel müdürü rahmetli Yılmaz Telatar , Ekrem Orhon ve zamanın Rize Valisi tarafından yapılan açılış töreninde , müellif olarak bulunmuştum.

Açılış konuşması yapma şerefini de bana bahşetmişti rahmetli Yılmaz Telatar. Bu nedenle anıtın üzerindeki örtünün çekilmesi esnasında onlarla birlikteydim.

Örtü açıldı ve röliyefler ortaya çıktı.

 

Ekrem Orhon hemen özgün tepkisini gösterdi :

-Ula bu Ataürk'ün yanındaki karinun memeleri sürmeneliye benziyi.

Çok enteresan , sinerji dolu lider bir insandı.

Mezarı için Rize kalesi izni zamanın mülki amirinden alınamadı.

Rize mezarlığında mezar açıldı.Cemaat camiden çıktı , doğru Rize kalesi'ne yönlendi ve rizelilerin kararı ile Rize Kalesi'ne defnedildi.

Toprağı bol olsun.

Rizeli hemşehrilerime sevgilerimle.

Erkan İnce

 

 


Karşılaştırmalı Tarih Çizelgesi

11/8/2006 (Kategori: Tarih)

 

( Cizelgede yer alan kelimeler HomoSapiensYaklaşık40.000ila100.000yılönceye tarihleniyor naaccal tabletleri  etarımvehayvancılıkMısıruygarlığıhanedanlaröncesidönemSumerleryazıyıbuldusumerlermısıruygarlığı hanedanlardönemi gılgamış Keops Piramidi Akad KralıSargon 2334-2279 Tufan2318 Alfabe Hammurabi hititler rigveda 2.Ramses Tutankamon Kadeş savaşı orhun yazıtları Homeros Konfiçyus BabilYahuda'yı alır,Süleyman Tapınağı'nıyıkar Zerdüşt BudaSofokles Socrates Aristo İskenderÖklid ArşimetJuliusSezarAugustusSezar Kleopatra İsa Attila HzMuhammed Hanefilik700 Malikilik795Hanbelilik855 mutezileVikinglerİbniSina Biruni Alparslan Louvre Müzesi Gazali İbniRüşt Magna Carta Fahriddün Razi mevlana yunusemre hacıbektaşıvelibniHaldun Gutenberg Rönesans Fatih Protestanlık Markopolo FransızDevrimi semavidinlerTevratagör musevilikAdem3976-3046 Şit3846-2934 bronzçağı Nuh2920-1970 tunççağı İbrahim Musa Romaİmp Emeviler Abbasiler   Erkan İnce )

 

İyi Götürmüşler Besbelli

11/8/2006 (Kategori: mimari)


Bu kadar da fuzuli masraf olur mu ?

Xenon , Agrusluları iyi kandırmış. Gereksiz yere 17.000 kişilik tiyatro binasını Roma İmparatorluğu'na yüklemiş. Bütün araştırmalarıma rağmen , tiyatroyu yapan mudait Xenon'un ihaleyi % kaç kırım ile aldığını bulamadım.

İyi götürmüşler besbelli.

Erkan İnce

 

(Coğrafyacı Strabon ve Pamponrus Mela, Kentin Agruslularca kurulduğunu yazarlar. )

Aspendos Tiyatrosu

(Belkıs)
Antalya'nın 48 km. doğusunda
Side'ye 38 km mesafede 2. Yüzyılda İmparator  Antonius Piu zamanında (138-164)  inşa edilen Aspendos Tiyatrosu ,  İlkçağ'da kurulmuş  antik kentin (Aspendos) en  önemli yapısdır.

13. yüzyılda Selçuklar yapıyı kervansaray olarak kullanmış ve tipik Selçuklu mimarisi tarzında bir kemerle yapının kuzey tarafını sağlamlaştırmışlardır.

Mimarı  : Aspendos'lu Theodorus'un oğlu Xenon.